20 Aralık 2009 Pazar

Dörtlerin aşk dünyası!






18 Aralık 2009 Cuma


25 Kasım 2009 Çarşamba

Pıtır ,minik hamster okulda !

Bu hafta da acısıyla tatlısıyla geçmek üzere. Yarın arife olması sebebiyle yarım gün ders yapıcaz. Okulların domuz gribi nedeniyle tatil olabileceği söylentileri de var tabii...Bana sorarsa gelip de bir yetkili buna hiç gerek olmadığını söylerim. Sınıflarda artık gelmeyen ve hasta sayısı o kadar çok değil. Ayrıca bu domuz gribi bir Türkiye'de sanki,diğer memleketlerin yetkilileri düşünmüyor çocuklarını.Sanki toplu olarak panikletilmeye çalışıyoruz. Neyse,birdenbire bu konu hakkında hiç konuşmak istemediğimi farkettim.

Bugün Zeynep adlı öğrencim okula hamsterını getirdi. Sanki insan duyunca sosyete işiymiş gibi geliyo kulaklara hamster beslemek lakin öyle değilmiş. Zeynep,hamsterı çok istemiş.Babası da çok istiyormuş ama annesi ne der diye korkuyormuş.Bunun üzerine gurbetten bir çalışma dönüşü sonrası gitmiş Samsun'a almış hayvanı. Yine Zeynep'in deyişiyle annesi sinir hastası olduğu için iki hafta yatmış ;ama sonra alışmış. Şimdi bütün aile çok seviyormuş. Bir gün önce de ben iki öğrenciye performans ödevi vermiştim. Zeynep ile hamsterı hakkında röportaj yapacaklardı. İşte adı neymiş ,kaç yaşındaymış .ne yermiş ne içermiş böyle fasulyeden sorular hazırlıycaklardı ingilizce olarak. Sınıf ne olur Zeynep hamsterını getirsin diye yalvarınca,olmaz siz çok gürültü yaparsınız hayvan korkar,korkudan da ölür gibi bir açıklama yaptım. Sınıf yapmayız öğretmenim lütfen dedi yine bir uğultu ve gürültü bombardımanı içinde. Bakın dedim,yine yapıyorsunuz. Zeynep de aslında gürültüye alışkın birşey olmaz dedi. Ben ne dedim hatırlamıyorum geri cevap olarak. Bu sabah da sınıfa bir girdim bütün sınıf sessiz Zeynep'in hamsterı Pıtır'a bakıyor. Şaşırsam mı gülsem mi,gülersem neye gülsem ,kaydırağından kayan Pıtır'a mı karar veremedim. Ben Pıtır'a bakarken öğrenciler yine başına toplandılar ,kalabalığı çığlıklarımla dağıttım. Benden önce çoğu öğretmen Pıtır'ı görmeye gelmiş ,hatta müdür de gelip bu hayvan tehlikeli aslında demiş.

Bu hafta bir de öğretmenler günüydü. Öğretmenler gününü kutlayıp hediyesini verenler bir tarafta ,hediyesiz kutlayıp yarına getireceklerini söyleyenler diğer tarafta. Ben kendi sınıfıma hediye almalarını yasakladım. Sadece kapının önünde çiçek yetişiyorsa onu getirebilirler bi de şiir yazıp okuyabilirler. Şiirlerini okudular,yazıp verdiler çok da hoşuma gitti. Bir öğretmenler gününde ,birkaç sene evvel sanırım,bi sınıf ben içeri girince öğretmen şarkısı söylemişti çok duygulanmıştım. Bu da enn güzel öğretmenler günü anım.

Öte yandan Yunus diye bir öğrencim var. Çok değişik bir çocuk. Mesela ilkokul dördüncü sınıfa kadar hiç konuşup yazmamış. Ben de dördüncü sınıfta tanıştım,çok tatlı. Benle arası gayet güzel ama yine de pek konuşmuyor. Ben nöbetçiyken koridorda yürüyor ama sadece sorduğum sorulara cevap veriyor,gözlerimizle konuşuyoruz. Bugün bana hediye almış müzik kutusu gibi birşey,onun nasıl kullanıldığını gösterdi .Çok teşekkür edip,öptüm Yunus'u. O da bana hediye paketinin üstünde duran 'Canım Öğretmenim'çıkartmasını gösterdi,konuşmayı çok da sevmediği için.O gösterince ben teşekkür ettim bu söylemiş kadar olduğu güzel sözü için ve kucakladım. Sonra biraz yanımda durup el sallayarak ama hoşçakal demeden yanımdan ayrıldı. Yani insan isterse sevgiyi anlatmanın bin tane yolu var.İşaretmiş,vücutmuş bakışlarmış. Bu aralar yazma ve paylaşma enerjisiyle pek dolu değilim. Bayram tatilinden sonra görüşmek üzere.

15 Kasım 2009 Pazar

Hafta sonu kursları

Okulda hafta sonu sbs kursları başladı. Ben de ders veren öğretmenler grubuna dahil oldum. Sadece pazar günleri üç saat ders veriyorum. Sınıflar düşündüğümden daha iyi aslında. Bu sene kendi okulumda seviyesi çok çok düşük iki sınıfa ders verdiğim için ,bu gruplarda en düşük seviyeli sınıf bile bana süper geldi açıkçası.

Öğrencilere bakınca kendi hafta sonu kurs maceralarımı hatırladım. Mesela, beni ilkokulda annem matematik kursuna yollamıştı ,hiçbir şey anlamadığımı çok iyi hatırlıyorum. O kırk dakika bana geçmezdi. Ben de benim kursumda o hallerimi hatırlarlayıp, azcık anlamıyor gibi bakan olursa derse katmaya çalışıyorum.

Çocuklar, en güzel kıyafetlerini giyip de gelmişler. Kırmızılı ,pembeli ,morlu elbiseler. Çok tatlılar! Eminim daha cumadan karar vermişlerdir ne giyeceklerine. Hele de annesinin diktiği ,ördüğü kıyafetleri giyip gelen çocuklar olursa ,elimin üstünde falan taşıyasım geliyor. O kadar hoşuma gidiyor yani.

Dün gece,bir rüya gördüm. Söylemesi ayıp,rüyamda en iyi öğretmenmişim. Birkaç okuldan ders vermem için beni çağırıyorlar,ayarlamalar yapıyorlar. Benim de ders vermek istemediğim okullar var ,yine rüyamda da sıkıntılı sıkıntılı ders vermek istemediğimi nasıl söyliycem diyorum. Sonra nasıl oluyor bilmiyorum ama beni hastanede güzel bir işe yerleştiriyorlar. Belli ki doktor falan değilim ;ama niye o kadar iyiymiş o iş anlamıyorum. Rüyaların tersine mantığı falan olmalı. Bi yandan memnunum rüyamda ama diğer yandan da ben öğretmenlikten başka bir iş yapamam ,işimi seviyorum diyorum sağdaki soldaki insanlara. Yine bir vicdan azabı, yine düşünceli haller.
Şimdi bu rüyanın vermek istediği anafikir nedir? Belki hala öğretmenlik konusunda biraz kararsız olduğumu gösteriyor bilemedim ama şu satırları yazarken de çokça öğretmen lafını kullanmış olduğumu hissedip fenalık geçiriyorum. Bitsin bu yazı yani burda!

13 Kasım 2009 Cuma

şurdan burdan ve six-sixteen sorunsalı

Bu hafta da acısıyla tatlısıyla geçti. Milli Eğitim Bakanlığı çocuklara aşı formlarını dağıttı. Formda görülme olasılığı en yüksek yan etkilerden başlamış anlatmaya. En sonunda da evet kabul ediyorum ya da etmiyorum kısmı var. Ben de sınıfıma dağıttım ;ancak öğrencilerin hiçbiri aşı olmayı kabul etmedi. Daha doğrusu,veliler kabul etmedi. Okul genelinde durum nedir diye sordum müdür yardımcısına. Sınıfların neredeyse tümünde hiçbir öğrenci aşı vurulmayı istemiyormuş . Durum budur.

Bu hafta dörtlere sayıları öğrettim . Yani bir kere de şu öğrenci milleti 'six' ve 'sixteen'i öğrenirken biribirine bakmasın ,gülme krizine girmesin .Yapılan tekrarlarda one ,two ,three ,four ,five 'da inleyen ses , zavallı six ve sixteen' e gelince susmasın. Öğretmen de bu sayıları öğretirken ,heyecanla öğrenciler bakalım bu kez nasıl tepki vericekler diye beklemesin .Yani yedi yıldır çalışmaktayım , tahtaya 'am ''six' ve 'sixteen 'yazmaktan çekinen bir insan evladı oldum. Mesela ingilizler,hasta olmak kelimesi için yaygın olarak 'sick'i kullanırlar ama bizler çoğunlukla 'ill'i kullanıyoruz. Büyük ihtimal okuldaki ingilizce öğretmenleri şu cümleyi yazmaktan ve okumaktan çekiniyorlardır ;' I am sick '

Bu hafta öğrenciler ilginç hikayeler anlattılar. Mesela bir öğrencinin dedesi köyde kendine salıncak kurmuş ,sabahtan akşama kadar salıncakta sallanıyormuş spor yapma niyetine. Torunlarına da müsade etmiyormuş sallanmaları için. Buna sınıf çok güldü. Bir başka öğrencininki de hayvanlarla konuşuyormuş ;ineklerle ,tavuklarla ,köpeklerle. Sonra adam iki adımlık yere de gitse hayvanlar ağlamaya başlıyorlarmış. Tabii sınıf buna da çok güldü. Bıraksam bütün ders bana hikaye anlatıp , gülme peşindeler.

Bu haftalık bu kadar . Kafamda olumsuz olaylar da var ama sinirimi almadan yazmıyim diyorum.

09 Kasım 2009 Pazartesi

Great chesterford'dan elime geçen fotolar







28 Ekim 2009 Çarşamba

GÜLE GÜLE HÜLYA

Hülya, benim ilk öğrencilerimden . Daha ilk öğretmenliğe Çaybaşı'nda başlamışken onların sınıfını iki sene okuttum . O zaman daha oniki yaşındaydı o ve arkadaşları. Hepsi de köylerde yetişmiş ,saf köylü çocuklarıydı. Kötülük yalan bilmezlerdi . Yine de zaman zaman çalışmıyorlar diye kızdığım olurdu ;şimdi keşke o kadarcık da kızmasaydım diyorum kendi kendime .Ama ben de daha yeni öğretmenidim ve her an üniversiteye geri dönecekmişim gibi hissediyordum. Hülya ,hep burnu akan ama hep ödevlerini yapan bir öğrenciydi. Çalışkandı ama arkadaşlarını çok şikayet ederdi.Hep sordu sorardı. Sormak için sormadığını bilirdim ;meraklıydı ve öğrenmek istiyordu. Unutmadığım bir olay var onun hakkında. Birgün müfettiş geldi beni teftiş etmeye. Sanırım daha ilk defa teftiş oluyordum .Hülya'yı kaldırdı ve 'what is your name?' diye sordu .Hülya'yı kaldırdığını görünce derin bir nefes aldım .Çünkü soruyu doğru yanıtlayacağından emindim. Hülya heyecanlı ve derin bir nefes alarak ,önden de burnunu çekerek ,ingilizce okunuşu ile değil Türkçe okunuşu ile 'name'kısmını da uzatarak 'my name is Hülya 'dedi. Çok sinirlenmiştim. Müfettiş de öğretmenler için düşük bir not olan sekseni basıp gitti.

Sonra benim Ünye'ye tayinim çıktı uzun süre görüşemedim öğrencilerimle. Ta ki Hülya geçen mayısta yanıma gelene kadar. Beni tanıdınız mı diye sordu ,hiç unutmadığımı söyledim . Hatta bana da artık çok komik gelen bu müfettiş anısını hatırlattım ve kahkahalarla güldük.Kucaklaştık. Sonra ben onu başka öğretmenini görmesi için bir başka odaya götürdüm . Ayrılırken 'öğretmenim okumak istiyorum .Çok çalışıyorum 'demişti. Sonra üniversite sınavını kazandığını ama lösemiye yakalandığını duydum. Bugün de ölüm haberini aldım. Hayat oyun mu oynuyor? Genç bir insanın hayallerine bu kadar yaklaşmışken , birden hayattan kopup gitmesini hiç kabullenemiyorum.
Bugün cenazesine gitmedim .Bana tekrar o köye gitmek , öğrencimin cenazesine katılmak ağır geldi. Anladım ki insan öğrencilerine de söylemeliymiş zaman zaman onları ne kadar çok sevdiğini. Huzurla uyu Hülyacım.